(Ç)alınan bisikletler, (ç)alınan topraklar

Faize ÖzdemircilerHerşey ve herkes bazı durumlarda göründüğünden ve gerçekte olduğundan az, bazı durumlarda ise göründüğünden ve olduğundan fazladır.

Lefkoşa iddia edildiği kadar Lefkoşa değildir, sanıldığından daha çok Lefkoşe’dir…

Mağusa yazıldığı kadar “gazi” değildir, görünmediği kadar “ölü”dür…

Girne’nin içine çoktan girilmiş, orada çoktan evlenilmiş, çoluk çocuğa karışılmış, çocuklarsa çoktan terkedilmiş, Girne’nin içine çoktan edilmiştir…

Omorfo yazıldığı kadar Güzelyurt, Güzelyurt okunduğu kadar Omorfo değildir…

KKTC yazıldığından daha az Kıbrıs, göründüğünden ve okunduğundan daha fazla Türkiye’dir…

Basın da siyaset de, hükümet de muhalefet de, bu aldatmacaya dahildir…

Çoğunlukla düzenin değirmenine su taşıyan, düzenin çarkının dişlilerini yağlayan basın kendi kirini örterken, düzenin kirini de örtmektedir…

Bu mühim bir pazarlamadır, kirli siyasetin kirli alıcıları varsa, kör basının da kör alıcıları vardır…

Bu yüzden basın göründüğünden daha az basın’dır, siyaset göründüğünden daha az siyaset…

Örgütler göründüklerinden daha az örgüt, örgütlendiklerini iddia edenlerse göründüklerinden daha az örgütlüdürler…

KKTC yazıldığı kadar devlet değildir ama işgal bazen görünmediği kadar, bazen de göründüğünden fazla işgaldir…

Türkiye görünmediği kadar işgalci, göründüğünden fazla sömürgecidir.

20 Temmuz 1974 tarihi resmi tarih kitaplarının yazdığı kadar ‘kurtarma’ değil, ama yazmadığı kadar savaştır, göçtür, yağmadır, talandır, hırsızlıktır…

15 Temmuz 1974 tarihi göründüğü kadar darbedir ama hiç görünmediği kadar da Türk Ordusu’na çıkarılmış bir Kıbrıs davetiyesidir…

15 Kasım 1983 tarihi, resmi tarih kitaplarının yazdığı gibi bir bağımsızlık ilanı değil, işgalciye bağımlılığın ilanı ve Kıbrıslıtürkleri, yasal ortağı oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti’nden tamamen kopararak kaçak arsa üzerine kurulan bir gecekondu yapıya, dolayısıyla da yersizliğe yurtsuzluğa mahkum etmenin tarihidir…

Daha sonra olanlar ortada, mal meydandadır…

1974’ten sonra Kıbrıs’ı ‘vatan’ yapmaya gelen ve Rum toprakları üzerinde semirerek sayılı zenginler arasına giren kimi ‘yerleşikler’ için bile tehlike çanları çalmaya başladıysa, bu iyi bir şeyin değil, olsa olsa 74’te paylaşılan ganimetin 2020’de yeniden paylaşılacağının, ya da el değiştireceğinin habercisidir…

74’te kuzeye geçtiğimizde on yaşındaydım. Boş Rum evlerinde bulup (ç)aldığım her bisiklet kapının önünden (ç)alınıyordu ve ben hiç üzülmüyordum, çünkü, hem o bisikletler zaten benim değillerdi, hem de gözlerimle gördüğüm için biliyordum ki, güneye kovalanan Rumların evlerinde bütün çocuklara yetecek kadar bisiklet vardı…

2020 yılında bu topraklarda yaşayan binlerce ‘yerli’, ‘yerleşik’  veya ‘yersiz’ insan, peşkeş çekilen topraklara, yok olan ormanlara, kül olan asırlık zeytin ağaçlarına, benzer gerekçelerle üzülmüyor olabilirler mi acaba?

Eğer öyleyse bu çok kötü. Çünkü, 74’te Rum evlerinde bütün çocuklara yetecek kadar bisiklet vardı ama 2020’de bütün çocukların nefes almasına yetecek kadar orman yok, bütün çocukları nazardan koruyacak zeytin ağacı da yok, bunlar yoksa yarın da yok…

(30 Mayıs 2020 tarihinde Afrika gazetesinde yayınlanmıştır)

About the author